Mısır’da Tesettür Zorunlu Mu? Bir Genç Yetişkinin Gözünden
Hayatımda bazen insanın kalbi bir şeyi isterken, mantığının bambaşka bir yöne çekmesi gibi tuhaf anlar olur. Her şeyin bu kadar karmaşık ve içinde bir sürü duyguyu barındırdığı bu dünyada, bazen sadece anlamaya çalışmak bile beni bambaşka bir yere götürüyor. Mısır’a, yıllardır görmek istediğim bu ülkeye gitme fırsatı bulduğumda, kafamda o kadar çok soru vardı ki… Ve bir tanesi diğerlerinden daha fazla yer etmişti: Mısır’da tesettür zorunlu mu?
İlk Duygularım ve Hazırlıklar
Hayatımda ilk kez bir ülkede kendi gözlerimle görmek istediğim bir konuya dair ciddi bir soru vardı. Kayseri’de büyümüş biri olarak, tesettürle iç içe büyüdüm. İnsanların ne giydiği, ne söylediği, nasıl davrandığı bana her zaman çok normal gelmişti. Ama Mısır, bir Arap ülkesi olarak, farklıydı. Orada insanların ne kadar özgür olduklarını, geleneklerin ne denli sert olduğunu anlamak istiyordum.
Uçak biletimi aldım, pasaportumu kontrol ettim, ve bir sabah Kayseri’nin huzur veren soğuk havasında, içimde bir heyecanla Mısır’a doğru yola çıktım. O yolculuk, ilk defa yurt dışına çıkan birinin heyecanını taşır gibiydi; ama bir yandan da kafamda o soru dönüp duruyordu: Mısır’da tesettür zorunlu muydu?
Kahire’de Bir Gün
Kahire’ye vardığımda, kalabalık caddelerin, gürültünün, insanların geçişinin yarattığı ilk izlenim fazlasıyla etkileyiciydi. Yolda yürürken, herkesin aynı yönde, belirli bir düzen içinde hareket ettiğini gördüm. Duygularım bir karışımdı. Heyecan, bir yabancı ülkeye adım atmanın verdiği özgürlük duygusu; ama bir yandan da garip bir merak. Çevremdeki kadınların çoğu başlarını örtmüş, çoğu ise örtmemişti.
Birkaç adım attım, ve bir anda çok dikkatimi çeken bir şey oldu. Karşımdaki bir kadının, başörtüsünü sımsıkı sararak, gözleriyle dikkatle etrafı izlediğini fark ettim. Yavaşça yanı başımda bir başka kadın, başı açık bir şekilde yanımdan geçti. Bir içsel huzursuzluk vardı. İki farklı dünyanın, yan yana var olabileceği bir yerdeydim.
İlk günümde, bir taksiye bindiğimde şoförün bana yaptığı bir soru ise düşündüğüm her şeyi yerle bir etti: “Türk misiniz?” dedikten sonra, “Tesettürlü kadınları mı tercih ediyorsunuz?” diye sormuştu. O an, o kadar şaşırmıştım ki… Sadece “Hayır” diyebildim, çünkü bu soru, hem bana hem de onun yaşadığı dünyaya dair çok şey anlatıyordu.
Çalışan Kadınlar ve Toplumsal Baskılar
Ertesi gün, bir üniversitede öğretim görevlisi olan bir kadına denk geldim. Adını Hala olarak hatırlıyorum. Konuşmaya başladık, derken tesettür konusu gündeme geldi. O kadar doğal bir şekilde tesettürün, aslında bir zorunluluk olduğunu anlattı ki. Hala, her ne kadar başını örtme gerekliliğinden hoşlanmasa da, buna uymak zorunda olduğunu belirtti. “Burası bir Müslüman ülke,” dedi. “Ama Mısır’da kadın olmak başka bir şey. Başını örtmeden bir yerde çalışman imkansız. Ya da seni dışlarlar, ya da garip bakarlar.” O an, kafamda bir soru daha belirdi: Tesettür, gerçekten bir zorunluluk muydu yoksa bir tercih mi?
Kadınların iş dünyasında daha rahat kabul edilmesi adına bazı kurallar vardı. Tesettür, onlar için bir tür “görünürlük” sağlıyordu. Başlarını örterek, toplumun “saygı duyduğu” bir pozisyonda olabiliyorlardı. Bir yandan Hala’nın anlattıkları beni çok etkiledi, ama aynı zamanda kalbimde bir başka duygu da vardı: Üzgün hissettim. Kadınların sadece iş dünyasında kabul edilmek için, kendi arzularından vazgeçmeleri bana çok acımasız gelmişti.
Kendi İçimdeki Çatışma
Kahire’nin gürültüsünde kaybolmaya başlamışken, kendi içimde bir iç çatışma başladı. Mısır’a gelirken düşünceleri hep aynı şekilde şekillendirdim. Tesettürün bir zorunluluk olmadığını, kadınların kişisel tercihine dayalı bir şey olduğunu düşünüyor, başı açık ya da kapalı kadınları eşit şekilde görmek istiyordum. Ancak burada, gördüğüm her şey bunu sorgulamama neden oldu. Bir yanda özgürlük, bir yanda ise toplumun normları arasında sıkışmış bir kadın topluluğu.
Mısır’da tesettürün “zorunlu” olup olmadığı, belki de sorunun yanlış sorusuydu. Gerçekten bir kadının tesettürlü olup olmaması onun özgürlüğünü belirliyor muydu? Belki de özgürlük, insanın ne giymek istediğini seçebilmesindeydi. Ama burada, birçok kadın tesettürlüydü çünkü toplum, onları buna zorlamıştı.
Bunu düşündükçe, Kayseri’deki o küçük, rahat dünyama geri dönmek istedim. Ama bir yanda, burada gördüğüm kadınların da bir şekilde bu yaşam biçimine ayak uydurmak zorunda kaldıkları, belki de başka bir şansı olmadığı gerçeği vardı. Tesettür, ne kadar zorunlu olsa da, bu kadınlar için bazen tek bir seçenekti.
Bir Umut Kıvılcımı
Bir hafta boyunca, çeşitli bölgeleri gezdim, yerel pazarlarda yürüdüm, kafe köşelerinde insanların sohbetlerine kulak verdim. Bir kadının tesettürlü olması, onun özgürlüğünden bir şey alıyor muydu? Belki, ama belki de tesettürlü olmanın, o kadının gücünü bir parçası olduğu toplumu etkileme şekli olduğunu fark ettim. Herkesin gözleri farklı, herkesin düşünceleri farklı; ama bir şey vardı ki, tesettürlü ya da başı açık olmak… Bunu sadece bir kadın, kendi içindeki gücüyle ve kararıyla belirler.
Mısır, belki de bana tam olarak neyi hissettirdi: bir kadının başını örtmesi ya da örtmemesi, onun kendi özgürlüğüydü. Burada tesettür bir zorunluluk gibiydi, ama başka yerlerde, belki de tam tersi bir özgürlüğün göstergesi olabilirdi.
Sonunda, Kahire’deki günlerim bitti. Mısır’a dair hislerim birbiriyle karıştı. O şehirde tesettürün zorunlu olup olmadığına dair bir netlik bulamasam da, bir şey kesindi: Kadınların bu meseleyle yüzleşme biçimleri, kendi içindeki isyanları, umutları… İşte bu, bana anlatılan tüm kurallardan daha değerliydi.